Kara lojistiğinin cazibesi artıyor

Necmi ÇELİK

Deniz yolu taşımacılığında lojistik sektörünü ve rotaları etkileyen sorunların çok kısa sürede gündemden düşmeyeceğini belirten TruKKer Türkiye Genel Müdürü Hakan Arıkan “Deniz navlunlarının yükselmesi ve transit sürelerinin uzaması yakın gönderiler için kara lojistiği yeniden alternatif haline gelmeye çalışıyor.

Özellikle Körfez ülkelerinden buraya ticaret ivme kazanabilir” dedi. Lojistik sektöründe yeni akım olarak nitelenen dijital platformlardan Dubai Merkezli TruKKer’ın Türkiye, Doğu Avrupa ve BDT’den Sorumlu Genel Müdürü Hakan Arıkan güncel gelişmeleri ve şirketin hedeflerini DÜNYA’ya anlattı.

Global şirketlerle aynı kitleye mi hizmet veriyorsunuz?

Bizim buradaki çözümümüz birçok tıra ulaşıp yükle tırları doğru eşleştirmeye dayalı bir sistem. Bu sistemde geniş filosu olan şirketlerle bazen çözüm ortağı, bazen rakip oluyoruz. Çünkü Türkiye’nin büyük lojistik şirketlerinde de bizim platformumuzu kullananlar var.

Dünyada ve Türkiye’deki dijital uluslararası taşımacılık şirketleri bu sektörü dijitalleştirmek için çaba sarf ediyorlar. Biz de TruKKer olarak bu alanda en büyüklerinden biriyiz. Türkiye’nin dijitalleşme konusunda hala olgunlaşma sürecinde olduğunu düşünüyorum. Bu bir yolculuk ve şirketlerin, stratejilerin bu olgunlaşma sürecine ayak uydurması gerekiyor.

Sektördeki dijital platformların büyüme potansiyeli nasıl?

Bugün sektörde oldukça etkili oyuncular bulunuyor, özellikle Avrupa ve Amerika’da. Bir toplumun süreçleri ve lojistik olgunluğu arttıkça, dijital platformların kullanımı da artış gösteriyor. Amerika ve Batı Avrupa’da bu kullanım çok yaygın.

Türkiye ise bu açıdan bir köprü konumunda. Davranış alışkanlıkları genellikle batıdan doğuya doğru ilerliyor. Bu eğilimin artarak devam etmesi kaçınılmaz bir gerçek. Ancak stratejiler ve işleyişler bu bölgelerde farklılık gösteriyor. Batıya doğru gidildiğinde, lojistik sektörü daha fazla organize ve kurumsal yapıya sahip, bireysel taşımacılığın daha az olduğu bir alan halini alıyor.

Türkiye ise adeta bir köprü konumunda. Bizden sonra her ülkede daha fazla bireysel nakliyeci bulunuyor. Türkiye’de özellikle yurt içi taşımacılıkta bireysel nakliyecilerin hakim olduğu bir pazar var. Uluslararası taşımacılıkta ise daha çok organize kurumların faaliyet gösterdiği bir alan. Bu bağlamda, Türkiye’yi bir hibrit model olarak nitelendiriyorum. Türkiye yurtiçi taşımacılıkta Doğu’ya, uluslararası taşımacılık açısından ise Batı’ya benziyor.

Konjonktürdeki değişimler iş yapma modelinizi etkiliyor mu?

Türkiye olarak hem şanslı hem şanssız bir durumdayız. Neredeyse her yıl farklı bir krizden bahsediyoruz. Son yaşadığımız krizlerin de bize hem avantajı hem dezavantajları oldu. Özellikle Rusya savaşını göz önünde bulundurduğumuzda en önemli dezavantaj sınırların kapatılması oldu. Ama Türkiye burada geçiş koridoru olarak önemli bir rol almaya başladı. Türkiye açısından bu da önemli bir avantaj.

Özellikle Türki Cumhuriyetler, Bağımsız Devletler Topluluğu rotalarına çalışan firmalar için bu savaş hem kriz hem de fırsatları bir arada barındırıyor. Biz iş modeli ve iş yapış şekli olarak çok büyük bir değişiklik yapmaya ihtiyaç duymadık. Ama tabii ki navlunlar düşüyor, yükseliyor. Buna göre fiyatlama stratejileri değişiyor. Buralarda stratejik seviyede olmasa da taktiksel seviyede değişiklikler yapmak durumunda kalıyoruz.

Deniz lojistiği konusundaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kızıldeniz ve Akdeniz bölgesinde lojistik sektörünü ve rotaları etkileyen sorunların çok kısa sürede gündemden düşeceğini düşünmüyorum. Deniz navlunlarının yükselmesi, transit sürelerinin uzaması gibi yeni gelişmeler var. Kara lojistiği şu an yakın gönderiler için yeniden bir alternatif haline gelmeye çalışıyor. Yakın coğrafyamızda özellikle Körfez ülkelerinden buraya ticaret ivme kazanabilir.

Özellikle Pakistan’dan Avrupa’ya ticarette kara taşımacılığında talep artıyor. Ancak bu bölgede yaşanan sorunların çok kısa sürede çözülmesi mümkün görünmüyor, çünkü bölgedeki siyasi konular da süreç üzerinde etkili. TruKKer olarak biz de o bölgedeki krizi nasıl fırsata dönüştürebiliriz diye farklı taşıma modları ve alternatifler üzerinde çalışıyoruz.

Türkiye’nin lojistik potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çin’den Avrupa’ya konteyner taşımacılığı maliyeti düştüğünde, Türkiye’nin tekstil sektörü ve rekabet avantajı azalabilir. Çünkü iyi planlama yapan bir Avrupalı, 45 gün sonra gelecek bir konteyneri daha uygun fiyatla oradan temin edebilir, lojistik hizmeti ve söz konusu ürünü Türk tekstil üreticisinden almak yerine oradan almayı tercih edebilir.

Bu tür durumları engelleyebilmek için güçlü bir lojistik altyapıya sahip olmalıyız. Coğrafi avantajlarımızdan faydalanmak için doğru adımları atmamız gerekiyor. Bunun için altyapılarımızı geliştirecek ve teşviklerimizi buna göre düzenleyeceğiz. Maliyet ve çevresel avantajları olan dönüşümleri hızlı bir şekilde gerçekleştireceğiz. Ülke olarak şu an hala fiyat rekabetine dayalı bir yapıya sahibiz. Fiyat rekabeti açısından da lojistik çok önemli bir paya sahip.

“2025 başında TruKKer’ın halka arzını hedefliyoruz “

Dubai merkezli bir lojistik şirketi olarak faaliyet gösteren TruKKer’ın Türkiye Genel Müdürü Hakan Arıkan, “Şu anda 71 ülkeye taşıma yapıyoruz ve sistemimizde 30.000’den fazla kayıtlı araç ve sürücü bulunuyor. Ağırlıklı olarak Avrupa, Türkiye Cumhuriyetleri ve Orta Doğu’ya taşıma gerçekleştiriyoruz” dedi.

Bu operasyonlar kapsamında Polonya ve Kazakistan operasyonlarını da Türkiye’den yönetildiğini anlatan Arıkan şunları anlattı: “Orta vadeli hedefimiz, 2025 yılı başında TruKKer’ı halka arz etmek. Bu, global bir halka arz çalışmasını içeriyor.

Bu süreç, şirketin şeffaflığını, ölçülebilirliğini artırmanın yanı sıra genel şirket güvenini artırmak açısından da kritik bir öneme sahip. Uzun vadeli hedeflerimiz arasında ise Avrupa’da genişleme ve batıya doğru büyüme bulunuyor. Doğu ile Batı arasındaki lojistik köprüde küresel bir oyuncu olma hedefimiz var. TruKKer çapında şu an Amerika merkezli 2-3 şirket ve Avrupa merkezli yine 2-3 oyuncu var. CSS merkezli en büyük firma ise biziz. Batıya doğru da büyüyerek o bölgelerde de listenin yukarısında yer almayı hedefliyoruz.

Polonya’nın Çin ile Avrupa arasındaki ticaretteki rolü değiştiğinde, bu bize Türkiye üzerinden Avrupa pazarında daha fazla fırsat yaratma imkanı sundu. Bu nedenle, Avrupa’daki varlığımızı büyütmek, Türkiye’yi daha fazla ön plana çıkarmak, orta ve uzun vadeli hedeflerimizin kararlılıkla sürdüğü bir strateji odak noktamız.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir